BUSİAD’da gündem, sanayide yerlilik ve Endüstri 4.0’dı

BUSİAD Yenilikçilik ve Yaratıcılık Uzmanlık Grubu öncülüğünde sanayinin geleceği, yerlileştirme, devlet destekleri, markalaşma ve Endüstri 4.0 konuları Bursa’da masaya yatırıldı. Toplantıda Endüstri 4.0’ın tüm dünyada tartışıldığı günümüzde sürecin gerisinde kalmamak için Türkiye’nin sanayi envanterini çıkarıp, güçlü yönlerini de teşvik ederek sanayi yapılanmasını yeniden kurgulaması gerektiği ifade edildi.

Bursa Sanayici ve İşadamları Derneği (BUSİAD) Yenilikçilik ve Yaratıcılık Uzmanlık Grubu tarafından düzenlenen “Ar-Ge ve inovasyon küresel yarışında yer alan ülkemizde üretilen ürünlerin kullanımı konusunda farkındalık yaratmak” konulu ortak akıl toplantısı BUSİAD’da yapıldı. DÜNYA Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünü yaptığı toplantıya BUSİAD Başkanı Günal Baylan’ın yanı sıra sanayiciler ve firmaların Ar-Ge yöneticileri katıldı. Mesleki ve teknik eğitimdeki yetersizliklere vurgu yapan sanayiciler, kümelenme ve rekabet öncesi işbirliklerinin sanayi altyapısı güçlü Bursa’da hayata geçirilebileceğine dikkat çekti. Kamunun yanı sıra yerli ürün kullanan özel sektörün de teşvik edilmesi gerektiğini savunan sanayiciler, OSB’ler içinde akıllı binalarla büyük ölçekli akıllı sanayilerin kurulabilmesi için bina teşviklerinin devreye alınmasını, yerlileştirmeyi artırmak için yüksek hacimli üretim yapacak sermaye birikiminin desteklenmesini istedi. Katma değerli ürün üretiminin yanı sıra markalaşmanın önemine vurgu yapan Bursalı sanayiciler, ihracat miktarı kadar ihracatçı sayısının da artırılması konusunda hedefler konulması gerektiğini söyledi. Yerli üretim yetkinliklerinin artırılabilmesi için kamu ihale mevzuatında değişiklik yapılması, başvuru, değerlendirme, hakem sistemi, proje uygulama, kaynak sağlama ve izleme süreçlerinin detaylarında boğulmayacak ve yetenekli girişimcilerin desteklenebileceği bir sistem tasarımı yapılması gerekliliği de öne çıkan diğer talepler arasında yer aldı. Sanayicilerin ortak sıkıntısı ise TÜBİTAK, KOSGEB, TURQUALITY gibi devlet desteklerinde bürokrasinin fazla, işleyişin yavaş olması.

“Sanayinin milli takımı oluşturulmalı”

Toplantının açılışını yapan BUSİAD Başkanı Günal Baylan, Türkiye’nin cari açıkla ilgili kırılganlıkları bulunduğuna işaret etti. Baylan; “Dünyadaki ekonominin yavaşlığından dolayı da ciddi bir rekabetle karşı karşıyayız. Geleceği planlarken istenilen hedeflere ulaşma yolunda, firmaların teşvikinden daha önce eğitim konusunda yapılanma gerekiyor. Refah toplumu olabilmek için hayata geçirilecek projelerin devlet tarafından planlanması gerektiğini, bu şemsiyenin altında da iş yapma kültürünün sanayicilere, KOBİ’lere verilmesi gerektiğini, bu yapı altında kurulacak ilişkilerin de milli takım sanayi grubu olarak değerlendirilmesini savunuyorum. Tüm sanayi kesimini memnun etmek mümkün olmayacaktır. Eksiklerimiz hep olacak. Rekabette fark yaratacak projelerin desteklenmesi gerekiyor. Geleceğe yön verecek projelerin sanayiye yayılması ve işbirliklerinin artırılması gerekiyor” dedi. Toplantının moderatörlüğü yapan DÜNYA Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ da Türkiye’nin önümüzdeki süreçte en çok üzerine durması ve mesafe kaydetmesi gereken konunun Endüstri 4.0 ve dijital teknolojilerin tetiklediği konular olduğuna vurgu yaptı. Endüstri 4.0’ın Türkiye genelinde bir milli politika olarak kurgulanması gerektiğine dikkat çeken Güldağ, “Bizde bazı konularda teknoloji girişi var ve bu teknolojinin bir kısmını yerlileştirdik. Eğer doğru tedarik sistemi kurulabilirse bu teknolojilerin daha fazla üretilme şansı olabilir. Bu konuda da hangi alanda neleri desteklersek, nasıl kurgularsak daha fazla pay sahibi olabiliriz konusunu tartışmalıyız. Teşvikler konusunda tek tek bir takım kurumların kendi ihtiyaçlarına yönelik düzenlemelerin olduğunu görüyoruz. Ama işe bütünlüklü bakılmadığı için sonuç almakta zayıflıklarımız var. Türkiye’nin global optimumu yakalayabilmesi için nasıl bir teşvik sistemi kurgulaması gerekir? Bunun tartışılması gerekiyor” diye konuştu.

Makine İmalatçıları Birliği Başkanı ve Ermaksan Makine Genel Müdürü Ahmet Özkayan:

“Ülke olarak büyüyeceksek sanayi stratejisinin değişmesi gerekiyor”

“Ülkemizde yabancı markanın prestij sayıldığı sektörlerden biriyiz. Dolayısıyla burada ciddi bir yıpranma yaşıyoruz. Aslında ülkemizin topyekûn bir sanayiye göz atması gerekiyor. Biz ne yapıyoruz? Türkiye ne yapıyor? Son 20 yılda potansiyeli biliyor mu? Bence bilinmiyor. Devletimizde hala yeterli bir veri yok. Envanter yok, kim ne üretiyor, hangi firma neyle uğraşıyor, ne kadar ilerledi, verileri yok. Bunlar olmayınca ölçemiyorsunuz ve strateji de geliştiremiyorsunuz. Yerli malında en büyük problem ithalat. Eğer siz teşvik sisteminizde yerli üretimle ithal malını eşdeğer olarak destekliyorsanız sizin yerli üretiminizin artması söz konusu değil. Bu potansiyele tekrar bakılmasını istiyoruz. Şu anda ülkeye giren ikinci el makinelerde geçen yılın ortalaması 33. Yani 33 yaşındaki bir makine Türkiye’ye teşvikle rahat rahat girebiliyor. Türkiye’de üretilebilen makinelerin ithalatı markalaşmaya, yerli ürüne, fabrikaların büyümesine, yeni fabrikalar açılmasına büyük engel. Türkiye’nin ithalattan yavaş yavaş uzaklaşması gerekiyor. Teşvik alabilmek için firmaların yeni departman kurması, istihdam yaratması gerekiyor. Bir teşvik için verdiğiniz dosyayla bir fabrika kurarsınız. Teşviklerde evrak zorluluğunu azaltmalılar. Yerli üretim konusunda yurt dışı model alınmalı. Ülke olarak büyüyeceksek sanayi stratejisinin tamamen değişmesi gerekiyor. Aksi halde 30 yılda kazandığımız kazanımların geri gitme tehlikesi var. Bir sanayici bir ömürde bu kadar büyüyebiliyor. Türkiye’de Amerika’daki gibi uluslararası devasa firmalar yapamıyorsunuz. Gayri safi milli hasılanın yüzde 15’i sanayiden, yüzde 75’i hizmet sektöründen geliyor. Sanayi özendirilmeli. Üretmezsek 50 sene sonra nerede olacağımız tartışılır. Hepimiz yaptığımız yatırımlar yerine arsa alsak, üzerine binalar diksek borçsuz harçsız yaşarız. Sanayici üretim aşığı aslına bakarsanız. Bundan motive oluyoruz. Risk almayı seviyoruz. Ama olması gereken bu şirketlerin büyümesi, markalaşması.”
Evinoks Yönetim Kurulu Başkanı Coşkun İrfan:

“Akıllı binalarla akıllı sanayilerin kurulması desteklenmeli”

“1980’li yıllarda başlayan sanayileşme hareketinde yeterince sermaye olmadığı ve krizlerle de bir kısmı eridiği için işletme sahipleri genellikle kendilerine 3’er, 4’er bin metrekarelik binalar yaptılar. O günün şartlarında fiziken teknik olanaklardan yoksun, enerji ve çevre gibi konulara vakıf olmayan binalar yapıldı. Üretim alanının artırılması ihtiyacı doğduğunda yine bir 4-5 binlik alan kapatıldı. Sanayileşmemiz küçük parseller halinde oluştu. Fakat bu fiziki ortamlarda artık günün şartlarına uygun, ekolojik ve tasarruf anlamında yeterli değil. Yeni bir sanayileşme hamlesiyle önce fabrikaların yenilenmesi, tesislerimizi çağı gereklerine uygun akıllı ve büyük ölçekli binalar haline getirmemiz gerekiyor. Bursa’da şu anda sanayi arsalarının metrekaresi 800 dolar civarında. 15 dönüm arsa almak ve buraya akıllı fabrika kurmak demek en iyi ihtimalle 20 milyon dolar yatırmak demek. Geriye yatırım yapacak bir hal kalmıyor. Bunu hızla gündeme getirip akıllı binalarla akıllı sanayilerin büyük ölçekli kurulabilmesi için bina teşviklerinin de OSB’lerin içinde devreye alınması gerekiyor. Öte yandan teknik liselerle ilgili ciddi bir sıkıntı var. Varolan sınıflar boş. Okul yok demeyelim, ama öğrenci yok. Bütün sanayiciler için en önemli sorun yeterli derecede nitelikli eleman bulamamamız. Bu sıkıntıyı hızla çözmemiz lazım.”

Aktaş Holding CEO’su Sami Erol:

“Devlet reel sektöre desteğini daha somut göstermeli”

Eğer biz Endüstri 4.0’ı iyi yöneten, teknolojiyi işin içine katıp yüksek hacimlerde üretim yapan bir ülke olamazsak aslında endüstri 4.0 bizim aleyhimize olacak. Sadece bir alanı iyi yöneterek hedeflediğimiz seviyelere gelemeyiz. 2023 vizyonu şu anda gerçekçi olmaktan çıktı. Tek başına eğitim, tek başına ileri teknoloji ya da teşvikler yeterli değil. Temel girdilerin hepsi bir bütün. Bilgi ve teknolojiye dayalı üretim yapabilmek için hem teşvik sistemlerinin çok iyi yönetilmesi lazım, hem de nitelikli iş gücünün oluşturulması gerekiyor. Nitelikli iş gücü tanımı da 30 yılda değişti. 30 yıl önce biz kumpas ölçene nitelikli diyorduk. Bugün CNC bilen değil, robot kullanan nitelikli. 30 yıldır bu ülke bölgesel teşvikleri yönetemedi, teşvikler kâğıt üzerinde kaldı. Bölgesel yerine teknolojinin de desteklendiği sektörel teşviklere ihtiyaç var. Kamunun da bu konuda ataletini atması lazım ve daha sonuç odaklı teşviklerin kurgulanmasına ihtiyaç var. Öte yandan yerlileştirmeyi artırmak için yüksek hacimli üretim yapacak sermaye birikiminin desteklenmesine ihtiyaç var. Ana sanayilerin destekçisi olan yan sanayilerde sermaye birikimi hep bıçak sırtında. Bina altyapısından başlayarak devlet reel sektöre desteğini daha somut göstermeli. Türkiye’de reel sektörün teşviki rant ekonomisinin çözülmesi ve radikal tedbirler alınmasıyla mümkün. Şu anda ülkede üretmeyen, tüketen ama hızlı ve kolay para kazanma peşinde olan insanlar oluştu. Ben ‘Y’ kuşağının sanayici olmaya istekli olacağına inanmıyorum. Katma değeri yüksek ürün üretsek bile markalar yaratamazsak sürdürülebilir bir yapıya dönüşemeyiz. Üretim ucuz olan yerlere doğru kayar.”

Gökçelik AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras:

“İhracat miktarı kadar ihracatçı sayısının artırılması hedeflenmeli”

“Markalaşma ancak yenilikle birlikte oluyor. Türkiye bu noktada yenilikler yapan bir ülke olmalı. Makinelerimizi yurt dışında yaptırıyoruz. Yani çalışıp çalışıp paraları götürüp adamlara veriyoruz. Avrupa’da çalıştığımız bir firmada bir mühendis çalışıyor. Onların mühendisleri bilim adamı. Bursa olarak Türkiye’deki endüstrinin itici gücüyüz. Buna rağmen ben sömürüldüğümüzü düşünüyorum. Ne zaman ki otomotiv sektörü tekstil gibi elden ayaktan düşerse Bursa’nın da işi bitmiş olacak. Altyapısı, teknolojiyle oluşturulmuş bir Tesla gerçeği var. Yarın öbür gün bunların arasında kendimize yer bulamayacağız. İnşaat ve arsa teşvikleri kapsama alınmalı. İhracat miktarı kadar ihracatçı sayısının artırılması hedeflenmeli. İhracat yapan kim olursa olsun desteklenmeli. Ham mermer gibi bazı ihracat malları gözden geçirilmeli ve katma değer yaratacak şekilde işlenerek ihraç edilmesinin yolu açılmalı. Ticaret ve sanayi odaları devlet yasasıyla değil özerk olarak yönetilmeli. Devlet, ileri teknoloji alanında özel sektöre ön ayak olarak bir üretim dalını hayata geçirmeli.”

Ünver Group Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Korgavuş:

“Devletin sanayiciye güvenmesi gerekiyor”

Türk sanayiciler olarak Avrupa’daki meslektaşlarımızı gıptayla izliyoruz. Biz arsa fiyatları diyoruz, binalar diyoruz. Bunlarla uğraşıyoruz. Kendi elektriğimizi kendimiz çektik, altyapımızı kendimiz yaptık. Bir yandan da gelişmekle ilgili mücadelemizi yapmaya çalışıyoruz. Türk sanayisi her şeyi yapabilecek kapasitede ama kamu bunun farkında değil. Teferruatlarla uğraşmaktan ana konulara yoğunlaşamıyoruz. Devletin bize güvenmesi gerekiyor. Güven olmadığında ileriye gidemiyoruz. Teşvikle mali destek sağlayan kurumların kamunun tekelinde olması, karmaşık bir yapıya sahip olması, desteklenecek projelerin belirlenmesinde standart kriterlerin olmaması, kurumlarda yer alanların yetersiz olması, değerlendirme süreçlerinin uzun olması, kurumların politika ve uygulamaları arasında çelişkiler olması, mevzuatların aşırı zorlayıcı olması, kamu özel üniversite arasında işbirliği olmaması karşımıza çıkan sorunlar. Firmalar olarak işi bilmeyen kişilerle uğraşmaktan bıkıp teşvik konusunu kapatıyoruz. Türkiye’de yapılmayan bir iş olan rezinatör parçası yapıyoruz. Buna destek alamıyoruz. Destek almazsak nasıl yeni iş imkanları yaratacağız? Yerli üretim yetkinliklerinin artırılabilmesi için kamu ihale mevzuatında değişiklik yapılmalı. Hibe programlarının baştan aşağı yenilenmesi gerekli. Başvuru, değerlendirme, hakem sistemi, proje uygulama, kaynak sağlama ve izleme süreçlerinin detaylarında boğulmayacak ve yetenekli girişimcilerin desteklenebileceği bir sistem tasarımı yapılmalı.”

Doğu Pres Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mustafa Ekinci:

“Doğu Avrupa ülkelerinden yatırım teklifleri geliyor”

“Sanayiciler olarak son 30 yılın birikimini tüketiyoruz şu anda. Gelecekte ne yapacağız bilemiyoruz. Çünkü Türkiye’de eğitim sistemi çöküyor. İran şu anda bizim sırtımıza basıp Avrupa’ya açılmayı hedefliyor. Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya hızlı şekilde ilerliyor. Bizim firmalarımıza da oralarda yatırım için teklifler geliyor. ‘Gelin yerleşin, arazinizi biz sağlayalım. Yeter ki kaliteli elemanlarla gelin ve burada üretim yapın’ diyorlar. Makine ve hammadde konusunda yurtdışına bağımlıyız. Buradaki katma değerimiz sadece işçilik ve yardımcı malzeme. Devreye giren bir projenin yüzde 30’u hammadde. Her ay yüzde 30’unu Almanya’ya vereceğim. Benim ülkemde hammadde üretilmiyor, teknolojik makineler yapılmıyor, eğitime önem verilmiyor. Bu nedenle Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda markalaşması çok zor. Türkiye tüm dünyada Ortadoğu ülkesi olarak görülüyor. Bence global oyuncu olmamız için elektrikli araç üretmeli, akü alanında kendimizi geliştirmeliyiz. Kötümser değilim ama Avrupa’dan aldığımız feedbackler Türkiye’nin geri gitmekte olduğu yönünde. Önümüzdeki yıllarda toparlanması, global bir oyuncu olması çok zor. Eğitim sisteminin değiştirilmesi gerekiyor. Devlet hangi alanlarda hangi destekleri vereceğini belirlemeli ve bunu da profesyonel kişilerle yapmalı. Devletin artık uyanıp bir sanayi devrimi yapması gerekiyor.”

Coşkunöz Holding Ar-Ge Müdürü Volkan Akıncı:

“Rekabet öncesi işbirliği konusunda Türkiye’de iyi bir örnek yok”

Eli zaten taşın altında olan sanayicilerin farklı bir kategoride değerlendirilmesi gerekiyor. Buradaki fırsat Ar-Ge kümelenmeleri, ihtisas OSB’ler, güç birliği ve rekabet öncesi işbirliği yaratmak. Rekabet öncesi işbirliği konusunda Türkiye’de iyi bir örnek yok. Birbiriyle rekabet eden firmalar arasında yapılması gereken protokollerde belirsizlik var. Bugün BMW ve Mercedes karbon elyaf jant üretimi konusunda işbirliği yapabiliyor ve ikisi birden kullanabiliyor. Şartlar, çerçeve belli. O nedenle kümelenme ve rekabet öncesi işbirliği çalışmaları Bursa gibi kümelenmeye hazır bir şehir için önemli bir fırsattır. Endüstri 4.0 içi boşaltılmaya çok açık bir kavram. Şirket yönetim kurulları ne kadar dijitalize, teknolojiyi ne kadar takip ederek dijital veri okumayı başarabiliyor? Nitelikli işgücü için IT’de ve mekatronikte ara eleman yetiştirilmesi gerekiyor. Şu anda Hintliler bütün dünyada ara eleman ihtiyacını karşılıyor. Ayrıca, açık inovasyon kültürünün oturması gerekiyor. Gelecek nesil sorgulayan, baskılanmadan fikirlerini paylaşabilen ve fikir üreten çocuklar olmalı.”

Güleryüz Cobra Otobüs Fabrikası Yönetim Kurulu Üyesi Sevda Keskin Gülmez:

“Maliyet baskısından enerjimizi pazarlamaya harcayamıyoruz”

“Türk mühendisleriyle geliştirdiğimiz otobüsleri kendi markamızla üretip, hiçbir teşvik alamadan 30 ülkeye ihraç ediyoruz. Ama artık tıkanma noktasına geliniyor, çünkü sektörümüzde rekabet çok fazla. Yeni yabancı ortaklı firmalar da büyüyerek geliyorlar. Onların arasında aile şirketi olarak kaldık. Türkiye’de çift katlı otobüs üreten ilk ve tek firmayız. İtalya’da Vatikan’da otobüslerimiz turistleri gezdiriyor. Roma’daki otobüs sayımız Bursa’daki otobüs sayımızdan daha fazla. Bu noktada yerli üretimin kamu alımlarında desteklenmesi gerekiyor. Bir diğer sorun da meslekte nitelikli ara eleman sorunu. Mesleki yeterlilik belgeleri almakta zorlanıyoruz. Çünkü ustalarımızın seviyeleri düşük. Eğitim aldırmaya çalışsak da belli bir yere kadar alabiliyorlar, ya sınavlardan geçemiyorlar ya da eğitim almayı reddediyorlar. Pratikte ustalar ama teoride tıkanıyoruz. Meslek liselerinden öğrenci aldığımızda ise işe adapte etmek, ustaların yaptığı işleri devralmaları sıkıntılı bir süreç. Önemli bir konu da marka tescil belgelendirmelerinin yurt dışında yapılıyor olması. Yeni ve kaliteli ürün için maliyetlerimizi yükseltmemiz gerekiyor. Bu da rekabetçiliğimizi olumsuz etkiliyor. Maliyetleri aşağıya çekmeye çalışırken enerjimizi pazarlamaya harcayamıyoruz.”

İnoksan Ar-Ge Müdürü Onur Altay:

“Turquality daha eli açık ve teşvik edici olmalı”

“Türkiye’de ilk alım maliyetine daha çok bakılıyor. Ucuz ürünse tercih ediliyor. Bu da Türkiye’deki tedarikçileri ucuz ürün üretmeye sevk ediyor. Biz de teknoloji üstün komponentleri kullanabilmek için yurt dışındaki tedarikçilere yöneliyoruz. Ürün ne kadar teknolojik olursa içinde kullanılan ithalat oranı o kadar fazla oluyor. Bu konuda TSE daha etkin rol oynamalı. İngilizce’den Türkçe’ye çevrilen standartlar uygulanmaya çalışılıyor. Denetimler, cezai müeyyideler çok aktif değil. Bizim gibi enerji verimliliği ve teknolojiye yatırım yapan firmalar Türkiye’de iç pazar yerine ihracata yönelmek zorunda kalıyor. Bu da Türkiye’deki tedarikçileri geliştirmiyor. Turquality marka destek programındayız. Üst seviyeye aday olduk. Markalaşmak için Turquality’e ihtiyacımız var ama Turquality’nin de kendi içinde çok fazla bürokratik zorlukları var. Turquality daha eli açık ve teşvik edici olmalı. Ayrıca TÜBİTAK’ın bakış açısını değiştirerek sadece akademik ürünler ortaya çıkarmak yerine piyasada teknolojiyi takip eden, üreticileri rekabetçi hale getirecek ürünleri desteklemesi gerekiyor.”

Farba Otomotiv Ar-Ge Teşvik ve Patent Uzmanı Mete Yılmaz:

“Kümelenmeler yoluyla yabancı fonlardan yararlanılabilir”

“Detaya önem veren, rakipleri iyi analiz edebilen, analitik düşünebilen personele ihtiyaç var. Rakiplerden farklılaşmak, rekabette avantaj sağlamak için inovatif ürünler üretmek gerekiyor. Bunun için de firmalar Avrupa’yla etkileşim içinde olmalı. Kümelenmeler yoluyla yabancı fonlardan yararlanılabilir.”

Ermetal Ar-Ge Mühendisi Mustafa Mutlu:

“Sanayicilerde Ar-Ge ve inovasyon kültürü yeni oluşuyor”

“Üniversitelere mühendislik bölümünü kazanıp gelen öğrenciler neden-sonuç ilişkisi kuramıyor. Sorgulama yeteneği yok. Sorun mühendislik eğitiminde değil. İlköğretimden kaynaklanıyor. Türkiye’nin 20 yıl sonraki eğitimini planlaması gerekiyor. Eğitimde yapılan bir değişikliğin sonucunu 20 yıl sonra alıyorsunuz. Ama Türkiye’de sonuç alınmadan sistem değiştiriliyor. 6 yıl üniversitede çalıştım, doktora tezi yaptım. Sanayiden kimse gelip de ‘bir problemimiz var, bunu çözelim’ demedi. Sanayici Ar-Ge ve inovasyonu yeni algılamaya başlıyor ve bu alana daha fazla pay ayırması gerekiyor. Mühendisler yetersiz deniyor, oysa bu alanda doktorasını tamamlamış bir mühendisin de yeni mezun bir mühendis şartlarında çalışması isteniyor. Önce hakkını vereceksiniz sonra mühendisler yetersiz diyeceksiniz.”

Uludağ Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kurtuluş Kaymaz:

“Sanayi akademiye uzak konumlanmamalı”

“Sanayi akademiye uzak konumlanmamalı. Akademik düzeydeki bilgi birikimine zihinsel olarak uzak kalırsak gelişmenin büyük kısmını göz ardı etmiş oluruz. Teorik perspektif bizim için çözüm üretmede hız demektir. Firmalar mikro düzeyde kendi yönetim yapılarını gözden geçirmeli. Gelişmek sadece şirketlerin üretim fonksiyonlarına atıfta bulunmak değildir. Pazarlama, finans, insan kaynakları fonksiyonlarının da iyi yönetilmesi gerekir. Şirketi yönetmek ayrı, teknik olarak tırları doldurmak ayrı mesele. Tırları doldurabiliyorsak kendimizi başarılı kabul ediyoruz. Oysa etkin yönetim olmadığı için üretim kayıplarımız çok fazla. Farklılaşmak için insan kaynağına değer verilmesi gerekiyor. Ar-Ge merkezlerinde uluslararası makale yazabilecek yetkinlikte mühendisler yer alıyor mu? Devlet Ar-Ge merkezlerinin bilgi üretilmesini, uluslararası arenada sergilemesini, know how üretilmesini, seri üretime dönecek operasyonlardan biraz uzaklaşmasını istiyor. Şimdiki durumda şirketlerimizde kurumsallaşma adına hiçbir şey yok.”

Emko Elektrik A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Duygu Ispalar Güneri:

“Yerli ürün kullanan özel sektör teşvik edilebilir”

“Emko Elektrik olarak 45 ülkeye ihracat yapıyoruz ve 51 ülkede marka tescilimiz var. Marka olmaya çalışıyoruz fakat hala yurt içinde markamızı konumlandırmakta zorluk çekiyoruz. Bugün Türkiye’de kaliteli ürünler üretiliyor. Bu konuda öncelikle tüketici bilincini oluşturmak gerekiyor. Kamu ihalelerinde şu anda bir avantaj sağlandı fakat özel sektörün de desteklenmesi gerekiyor. Yerli ürün kullanan özel sektör teşvik edilebilir. Öte yandan çeşitli kuruluşlardan teşvikler alıyoruz ama teşvikler vaat edilen miktarların çok altında kalıyor.”

Uludağ Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Koordinatörü Ayşegül Akpınar:

“Mevcut personelimiz proje yazmayı bilmiyor”

“Firmalar kuruluşlar tarafından projelerinin reddedilme nedenlerini irdelemeleri gerekiyor. Öncelikle mevcut personelimiz proje yazmayı bilmiyor. Tübitak’ı anlayabilmek için mevzuatı iyi bilen kişileri istihdam etmek gerekiyor. Firmalar birbirini dinlemiyor, görmüyor. Bu da dışarıya bağımlılığa neden oluyor. Rekabet öncesi işbirliği konusunda örnek yok deniyor ama örneği yaratmak için neden biz harekete geçmiyoruz? İki büyük firma yüksek teknoloji ürünü ortaya çıkarmada kendi prosedürleri, gizlilik sözleşmeleri ya da fikri hakları konusunda hem fikir olabilirler. Dünyanın belki de pek çok ülkesinde bu kadar geniş destekler yok. Ayrıca Ar-Ge birimlerinde temel bilimler uzmanlarının da istihdam edilmesi gerekiyor.”

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Remzi Çınar:

“Ar-Ge eğitimleri üniversitelerden başlamalı” 

“Bu yıl elektrik, elektronik, haberleşme ve kontrol mühendisliği alanında 13 bin kişi üniversiteye giriş yaptı. Bunlar yığılarak geliyor. 2006 yılında üniversitelerde bizim meslek alanımızda yaklaşık 60 tane bölüm varken, 2014 yılında 180’e çıktı. Biz üniversite açma anlamında gelişim gösterdik. Tabela üniversiteleriyle bugün tartışılan konuları destekleyecek mühendisler yetiştiremeyiz. Eğitim sisteminin sadece mühendislik değil, ilköğretimden itibaren ele alınması gerekiyor. Üniversitelerde sektörlere yönelik ayrıştırmalar yapılıp, Ar-Ge eğitimlerinin verilmesi gerekiyor. Mühendisler gelecekte geleneksel yöntemlerle mesleklerini sürdüremeyecek. Bu iş sadece kamunun değil, özel sektörün de sorumluluğunda.”